• Skip to main content
  • Skip to secondary navigation
  • Skip to footer

Ayşe Osmanoğlu

The Ottomans : The Story of a Family

  • Home
  • The Gilded Cage on the Bosphorus
    • Reviews
    • Misc. Posts
    • The Gilded Cage on the Bosphorus Book Club Pack
  • Palace in the Mist
    • Reviews
    • Palace in the Mist Book Club Pack
  • A Farewell To Imperial İstanbul 
    • Reviews
    • Misc. Posts
    • A Farewell to Imperial Istanbul Book Club Pack
  • Boğaz’daki Altın Kafes
    • Röportaj / Interview
    • Seçme Parça / Excerpt
  • The Sultan’s Salon: For Türkiye Today
    • Ottoman Regicide Series
    • Ottoman Jewels Series
    • Sultan’s Epithets Series
    • Ottoman Dynasty & European Artistes Series
  • Misc. Articles
    • Historical Background
    • Characters
    • Misc. Family
    • Misc. Historical
    • Book Recommendations
    • Guest Posts
  • Young Ottoman Scholars Society
    • Articles by Members of the Young Ottoman Scholars Society
    • Young Ottoman Scholars Society Article Submission Form
  • About Ayşe
    • Interviews
    • The Gilded Cage on the Bosphorus Media Kit
    • Palace in the Mist Media Kit
    • A Farewell To Imperial Istanbul Media Kit
  • Sign Up
  • Contact
  • Boğaz’daki Altın Kafes
  • The Gilded Cage on the Bosphorus

Kasidecizâdelerin İlmiye ve Hanedanla Örülü Tarihinde Rumeli Kazaskeri Süleyman Sırrı Efendi

October 28, 2026 by Ayşe Osmanoğlu Leave a Comment

By Yusuf Kemal Kasideci
From: Istanbul
Age: 22 years old

Osmanlı ilmiye teşkilatında yüksek mevkilere kadar yükselmiş şahsiyetlerin hayatını yalnızca şahsî tahsil, liyakat ve görevleri üzerinden okumak, çoğu zaman içinde yetiştikleri ailenin kendilerine miras bıraktığı ilmî nüfuzu, toplumsal itibarı ve bilhassa saray ve hanedanla olan tarihî bağları tecahül etmekle özdeştir. Nitekim 19. Yüzyılın en büyük âlimlerinden Rumeli Kazaskeri Kasidecizâde Es-Seyyid Hafız Süleyman Sırrı Efendi’nin hayatı da, kendisinden hem önce hem de sonra Osmanlı ilmiye sınıfına birçok üye kazandırmış Kasidecizâde ailesinin tarihi ve bu ailenin Osmanlı hanedanıyla nesiller boyunca akıp gelişen bağ ve münasebetlerinden bağımsız düşünülemez. Bu anlayıştan ilhamla, Süleyman Sırrı’nın şahsına geçmeden önce, onun yetiştiği aile muhitine ve bu muhitin Osmanlı devlet ve saray çevrelerindeki konumuna temas etmeyi elzem buluyorum.

Kasidecizâdeler: İlmiye’de Ulema, Şair ve Kasidecilerin Ailesi

Kasidecizâde Süleyman Sırrı Efendi, II. Mahmud devri ulemasından Es-Seyyid Hafız Mustafa Nuri Efendi’nin yeğeniydi. Mustafa Nuri Efendi, Sultan II. Mahmud’un 1808’de tahta çıkışı vesilesiyle yeni padişaha sitayişli bir kaside okuyarak cülûsunu tebrik ederek tarih düşüren şairlerden biri olup, II. Mahmud’un ve bilahare I. Abdülmecid’in Baş İmamı olarak 1836-1844 arası sekiz sene görev yapmıştır. Ayrıca, I. Abdülmecid şehzade dönemindeyken Şehrî Hafız Efendi’den yüksek ilimler (ulûm-i âliye) dersleri almaya başlamadan önce, Mustafa Nuri Efendi ona Huruf-i Mukataa dersleri vermiştir. 

Süleyman Sırrı’nın babası -ve Mustafa Nuri’nin de abisi- ise Selatin Camileri’nde -yani, Fatih, Süleymaniye ve Sultanahmet gibi padişah tarafından yaptırılan camilerde- Cuma şeyhliği yapmış Kasidecizâde Seyyid Hacı Hafız Ahmed Efendi’dir.

Süleyman Sırrı’nın böylesi zatların zürriyeti olmasına istinaden Osmanlı devlet geleneği ve Sarayın nezdinde oldukça ulvî bir mertebeye haiz olduğu çıkarımına vasıl olmak mümkündür. Ancak şüphesiz ki, kendisinin sahip olduğu yüksek donanımı ile tahsili sayesinde de makalemizin sonuna doğru ayrıntılarıyla değineceğimiz Rumeli Kazaskerliğine kadar yükseldiğini, ve bu yükselişin onun hanedan ve devlet erkânı nezdindeki saygınlığı ve seçkinliğinde büyük rol oynadığını da göz önünde bulundurmak gerekir.

Kasidecizâde Seyyid Hafız Süleyman Sırrı Efendi 

6. kuşak torunu olduğum Süleyman Sırrı, 1825 yılında İstanbul’da, Hocapaşa yakınlarında Hobyar mahallesinde dünyaya gelmiştir. Günümüzün Eminönü-Sirkeci civarına denk gelen mevkiide doğan dedem, birçok seçkin ailede olduğu gibi ilk eğitimini babasından almış, sonra ise dinî ilimler eğitimi görerek daha 13 yaşındayken hafız olmuştur. 

Dönemin en seçkin hocalarından meşhur Sultan’ın Muallimi sıfatını hâiz, Şehrî Hafız Efendi’nin Süleymaniye Camisindeki ders meclislerine devam ederek orada yüksek ilimleri, akli ve nakli bilimleri, fıkıh usulü ve teferruatı, dini terimleri ve şer’i meseleleri bütünüyle öğrendikten sonra 1854 yılında icazetini (diplomasını) almıştır. Aynı yıl Bayezid Camiinde müderrisliğe başlamış ve 1869 yılında 59 kişiye icazet vermiştir. 

Süleyman Sırrı’nın 1845 yılında başlayan ilmiye payeleri İbtidâ-ı Hâric İstanbul Müderrisliği ve Temmuz 1853’te Hareket-i Hâric ile başlayıp, 7 Mart 1868’de Hâmise-i Süleymaniye ve aynı yılın 9 Kasım’ında Süleymaniye müderrisliğine kadar terfi edilmiştir.

Süleyman Sırrı Efendi bu görevleri sırasında huzur-i hümayun tefsir dersi muhataplığında bulunmuş, 1866 yılında da huzur dersleri mukarrirliği hizmetinde iken bu göreve mahsus olan Topkapı Sarayı Hazine Hacegânlığı payesine de nail olmuştur. Üstelik, Süleyman Sırrı Bâb-i Fetvâ’da (Şeyhülislamlık dairesi) Buharî-i Şerif okuma ve okutma hizmeti verirken, kendisine Mevleviyet payesi verilmiştir. Tabii olarak bu payesiyle birlikte bir önceki görevinden ayrılarak Kasımpaşa naibliğine geçmiştir. Yaklaşık iki yıl sonra önce Mahmutpaşa naipliği görevine getirilmiş, akabinden 1250 kuruş maaşla İstanbul mahkemesi naipliğine atanmıştır. İlmiye basamaklarını yıldırım hızında tırmandığı gibi kaza hizmetinde de hızla yükselen Süleyman Sırrı Efendi, 1870 Şubat’ında da Galata Mevleviyeti payesi almış, bir yıl sonra ise Haremeyn payesi ve üçüncü rütbeden Mecidî Nişanı ile taltif edilmiştir. Aynı yıl zarfında Konya Vilayeti Müfettişliğine tayin edildiyse de bulunduğu makamın kısa sürede lağvıyla aynı sene Konya Vilayeti Merkez Naibliği görevine getirilen Süleyman Sırrı Efendi, vilayetin Temyiz Mahkemesi azalığı vekaletini de üstlenerek bu görevleri Şubat 1876 tarihine kadar sürmüştür. 1877 tarihli bir kayıtta da kendisinden İstanbul Kadılığı daimî müşaviri olarak da söz edilmektedir.

II. Abdülhamid’in tahta geçmesinden birkaç ay kala İstanbul’a dönmüş, Mart 1876’da İstanbul kadılığı payesi bir de İkinci rütbeden Mecidî nişanına müstahak görülmüştür. Ocak 1877’de Sultan Abdülhamid tarafından Evkaf-ı Hümâyûn Müfettişliğine atanarak, daha üst makamlara giden yol kendisine açıldı. Ancak bu görevi yalnızca 14 ay sürdürüp, ertesi yıl Meclis-i Tedkîkât-ı Şer’iyye azalığına nakledildi. En sonunda dört sene aradan geçince, Mustafa Kemal’in doğduğu yılın Ekim ayında, Süleyman Sırrı, Meşihat bünyesindeki en üst görevlerden biri olan Meclis-i İdare-i Emval-i Eytam Reisi ilan edildi. Bu görevi esnasında o sırada mali dengenin sağlanması için memur maaşlarında yapılan eksiltmelerden etkilenmesine rağmen Abdülhamid’in Meclis-i Emval-i Eytam üyelerine verdiği özel tahsisata teşekkür etmeyi esirgemedi. Mezkur yılın Şubat ayında ise Meşihata bir irade gönderilerek kendisine Anadolu kazaskerliği tevcih edilmiş, son aldığı nişan ise Birinci dereceden Mecidî nişanıyla tebdil edilmiştir. Ama Anadolu Kazaskeri sıfatıyla eski görevini de sürdürecekti. Anadolu Kazaskerliğiyle birlikte maaşının yanında 1873’ten itibaren müteferrik tarihlerde, sırasıyla Enez (Edirne’de), Yalova ve Aydın payeleri kendisine arpalık olarak verilmiştir. Ayrıca, 1883’te İkinci rütbeden Osmani Nişanı’na layık görüldü.

Rumeli Kazaskerliği ve Ebediyet-i Mevki

Süleyman Sırrı Efendi, Şubat 1889’da nihayet Meclis-i Emval-i Eytam Reisliği görevine ilaveten Rumeli Kazaskerliği payesine nail oldu. Ancak, fîili Rumeli Kazaskerliğine yaklaşık iki buçuk yıl sonra 29 Temmuz 1891 tarihinde Mabeyn’den Meşihata usulüne uygun olarak mezkur görevin Süleyman Sırrı Efendi’ye mevcut görevine ilave bir memuriyeti olmamak üzere verildiği bildirilmesi ve bu durumda eski görevini bırakıp bırakmayacağı kendisine sordurulması üzerine erebildi. Dedemden gelen cevapta da Anadolu Kazaskerliği sırasında sürdürdüğü görevi de ilave memuriyet olarak tevcih edildiğini ve zaten Rumeli Kazaskerliğinin işlerinin çoğunun Meclis-i Emval-i Eytam’ı ilgilendirdiğini beyan etmiş ve bir yıl daha Kazaskerlik hizmeti ile bu görevi de sürdürmek istediğini bildirmiştir. Bir iki hafta sonra da Mabeyn’den Meşihata yazılan başka bir yazıda Süleyman Sırrı’nın “şayeste-i atıfet-i ulyâ ve mütehayyizan ve âyân-i saltanat-i seniyyeden olması” hasebiyle talebi kabul görmüş ve iki görev de üstünde bırakılmıştır. 

Ne var ki, eskilerin deyişiyle, yükselen her şey bir gün aşağıya düşmeye mahkumdur. Oysa ki bunu müteakip dönemde dedemin talihi ters dönmeye başlamış, maaşlarının düzenli verilmeyip tedahülde kalması gibi Maliye ile olan bazı sorunları hasıl olmuştur. Gerçi Padişah kısa sürede devreye girip maaşlarının düzenli verilmesini sağlamış olsa da bir süre sonra da bunun da yetersiz kalmasından ve sıkıntıya düşmesinden dolayı Süleyman Sırrı’nın şikayetleri başlamıştır. Maaşı beklentilere uygun artmayan ve sıkıntıya düştüğünü ifade eden Süleyman Sırrı’nın feryadı Abdülhamid’e kadar ulaşınca maaşının on bin kuruşa yükseltilmesine dair irade Mayıs 1898’de çıkarılmıştır. Kazaskerlik görevi ise 1899 yılı ortalarına kadar Süleyman Sırrı’nın üzerinde kalıp akabinde Dürrî-zâde Mehmed Efendi’ye tevcih edilmiştir.

Ashâb-ı Hayr u hasenât’ın Misâl-i Müşahhası Süleyman Sırrı 

Bütün bu aksilikler, külfetler ve mali müzayakalara rağmen dedem Süleyman Sırrı Efendi’nin hayır işlerinde de bulunmayı esirgemediğini unutmamayı elzem buluyorum. Nitekim Süleyman Sırrı, 470’i yazma 554 adedi de matbu olan toplam 1024 kitap servetini Âşir Efendi Kütüphanesine vakfetmiş, bu kitap serveti daha sonra da 1918 yılında oradan Süleymaniye Kütüphanesine nakledilerek Kasidecizâde Süleyman Sırrı Koleksiyonu adıyla tasnif edilmiştir. Süleyman Sırrı, Sultan Abdülaziz zamanında Huzur Derslerinde Mukarrir iken okudukları Kadı Beydavî Tefsiri’nin okunan ayetlerinin Türkçesini bir araya getiren bir telifi kaleme aldığı gibi; başka Arapça şerh, haşiye risaleler ile iki adet Arapça Mecmua telifi de olmuş, Huzur Dersleri ile ilgili olanları da Sultan Abdülaziz’e takdim etmişti.

Dedem, ayrıca Kozyatağı’ndaki bir mektebi yeniden inşa etmeyi üstlenmiş ve tamamlamıştır. Söz konusu okulun 2 Ağustos 1899’da Mevlid okutularak ve Halifeye dualar yapılarak açılması üzerine Padişah da bunun gazetelerde de ilan edilmesini emretmiştir. Sahavet sahibi Süleyman Sırrı’nın hayır işleri bununla bitmemiş ve yine Kozyatağı’nda daha sonra adını alacak bir camiyi de yeniden inşa ettirerek tam 124 yıl önce -28 Ekim 1902 tarihinde- ibadete açmıştır. Kendi kabri ise yaptırdığı Kazasker Caminin haziresindedir. Müderrisinden olan diğer oğlu Seyyid Ahmet Talat, büyük oğlu Ziya molla ile onun oğlu Ahmet Vassâf, amcası Baş imam Mustafa Nuri, ve Süleyman Sırrı’nın kız kardeşleri dahil ailenin birçok ferdi de aynı mezarlıkta medfundur.

Kitap koleksiyonu, Kozyatağı okulu, Kazasker Camii, ve dedemin doğum mevkiine yakın mesafede, Sirkeci’de Hobyar’da bulunan Kazasker Han gibi manevi değeri paha biçilmez eserlerin yanı sıra Süleyman Sırrı, kendi adıyla anılan “evlada meşrut”-yani evladiyelik- bir de vakıf kurmuş, ölümünden sonra mütevelliliğini oğlu Şair Arif Hikmet bey sürdürmüştür. Bu vakıf günümüzde de devam etmekte olup, Kazasker Camii ile Kazasker Han’ı bünyesi ve denetimi altında tutmaktadır. Kasidecizâde Süleyman Sırrı Efendi’nin sülalesi, 5. kuşak torunu olduğum ve “Ziya molla” olarak iştihar eden ilk evladı Mehmed Ziyaeddin efendi, ilk kızı Emine Hürmüz, Mustafa Nuri, Arif Hikmet, Ahmet Talat ve Ummü Gülsüm Şahande isimleriyle bilinen toplam altı çocuğu sayesinde günümüze kadar devamını sürdürebilmiştir. 

Süleyman Sırrı, Kasidecizâdeler, ve Osmanoğulları 

Kasidecizâdeler gibi ilmiye sınıfına birçok üye kazandırmış, köklü bir ulema ailesinin Osmanlı hanedanı ile muaşeretleri ve nesiller boyunca uzanan ortak bir tarihleri olmaması mevzu bahis olamazdı zaten. Nitekim, Süleyman Sırrı Efendi, Abdülhamid’e şehzadelik dönemi esnasında hocalık yapmıştı. Bunun Abdülhamid’in ona bakışı ve muamele anlayışındaki etkisini berrak bir şekilde gösteren bir hadise de mevcuttur elbet. Şöyle ki, yıllar sonra Sultan Abdülaziz’in katli davasında ise Midhat Paşa aleyhinde çıkarılan hükmün infaz şekli hakkında mütalaaları alınmak üzere saraya çağrılanlar arasında Süleyman Sırrı da dahildi. 

Mecliste “Bu celb hususi surete olacak; çünkü bu mesele için sarayda akd olunan fevkalade meclise ulema davet edilmemişti,” denmişse de, Süleyman Sırrı’nın sırası gelip de Midhat Paşa’nın katiyen masum olduğunu söylemesiyle, Abdülhamid derhal korkarak geri çekilip eski hocasını izaz ve ikram ile saraydan uğurlamıştır.

Süleyman Sırrı’nın büyük oğlu Ziya molla ise babasının hanedan ve devlet nazarındaki bu müstesna ve muteber konumunu kendi lehine kullanmanın sınırlarını zorlamakta sonuna kadar gitmeyi kendisine çok görmemiştir. Nitekim, kısa süre içinde Osmanlı Payitahtı’nda, ister yerli ister yabancı olsun, dönemin en ileri gelenlerinin nezdinde büyük bir mevkii işgal edebilmeyi başarmıştır. Araştırmalarıma göre Ziya molla, Abdülhamid’in tahta çıkışından beri onun en güvendiği ve en mahrem bendelerinden Teşrîf-i Hümâyûn müdürü (Saray gidiş müdürü) Hacı Mahmud Efendi aracılığıyla casusluk raporlarını saraya devamlı olarak sunmuş; Abdülhamid ile güya eskiden beri bir dostlukları bulunuyormuş gibi ve dönemin güncel olaylarına burnunu sokar mahiyette, padişaha devleti nasıl yöneteceği hususunda adetâ tavsiye ile tembihler içeren birçok arıza yazıp padişaha iletmiştir. Ziya molla bununla kalmayarak, büyükamcası Seyyid Mustafa Nuri Efendi’nin izinden giderek II. Abdülhamid’in saltanatının ilk yıllarında doğum gününü kendi kaleme aldığı bir kaside (şiir) ile tebrik etmiştir. 

Ancak Ziya molla, bütün kozlarını Abdülhamid’in sepetine koymamayı da takdire şayan bir dirayetle bilmiştir. Nitekim, Şehzade Ahmed Kemaleddin Efendi ile münasebetlerde bulunur, onunla mektuplaşır ve ondan ihsan ile atiyyeler alırmış. Dahası, Ayşe Gülnev Osmanoğlu’nun 4. kuşak torunu olduğu Sultan Mehmed Reşad’ın -o zamanki Veliaht Şehzade Reşad efendi’nin- yakın ahbaplarından olduğunu Süleyman Kani İrtem’in Esbak Şûrayı Devlet (Osmanlı’da Danıştay) Maliye Dairesi Reisi Sadrazam Said Paşa’nın damadı Miralay Nuri Bey’in Ziya molla’nın arkadaşı Said molla’dan direkt naklen kendisine aktardığı ve İrtem’in Cumhuriyet dönemi gazetelerinde müteferrikalarında paylaştığı “[Ziya molla] eskiden beri mensup olduğu veliahd Reşad Efendi’ye devam ederdi” sözlerinden anlıyoruz. Ayrıca Ziya molla, Adam Block başta olmak üzere birçok İngiliz ile münasebette bulunduğunu da hem Miralay Nuri Bey’in sözlerinden, hem de Mustafa Kemal’in Nutuk’ta aktardığı mezkur Said molla’nın Rahip Frew’a olan “beşinci mektubu” sayesinde de biliyoruz. İlginç olan şudur ki, Ziya molla’nın, geç Osmanlı döneminin belki de devrin bütün tenakuzları ve dalkavukluklarının güya mücessem bir timsali olduğunu, dehşet verici bir suretle gene aynı mektupta kendisinin Mustafa Kemal Paşa ile ilişkisi bulunduğu ve kendisinin artık İngiliz yanlısı olmayıp “Milli Mücadele’yi benimseyenlerin bir propaganda aracı” olduğu iddia edilmesinden de tespit edebiliyoruz. Bu iddiaların mahiyeti sade birer sav olarak kalmayıp, kendi ailemin hafızasına istinaden bildiklerime göre sadece Ziya molla’nın değil, Süleyman Sırrı’nın diğer oğlu Arif bey’in ile onun oğlunun da Mustafa Kemal’le muaşeretleri ve dostlukları olduğu bilgisiyle de daha somut bir anlatı niteliği kazanmaktadır.                                                                                                                   
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       

Sonuç ve Sonsöz

Süleyman Sırrı Efendi, kendi hayatında birçok başarısı olan, “yüzyılın en büyük âlimlerinden” olduğu savunulabilecek denli son derece ulvî bir ulemadır. Donanımı ve üstün liyakati gereği devlet ile ülkenin elit muhiti nezdinde seçkin bir ilmiye mensubu olabilmiş olsa da, dedem gibi şahsiyetlerin bilimsel ve tarihsel olarak eksiksiz bir şekilde anlaşılabilmeleri için, kendilerinin mensup oldukları ailelerin, diğer seçkin ailelerle olan tarihî ilişkileri -bilhassa Osmanlı hanedanı ile yer yer onlarca sene boyunca uzanabilen münasebetleri- ışığında irdelenmelerini merkeze alan bütünsel bir yaklaşımın icap ettiği aşikârdır. Böylesi bir yaklaşımın, Süleyman Sırrı Efendi gibi tarihe damgalarını vurarak ebedî bir iz bırakmış mümtaz şahsiyetlerin Osmanlı ve Türkiye Tarihi üzerindeki tesirlerinin hakiki boyutunu aydınlatarak Kasidecizâdeler gibi birçok ailenin günümüzdeki gerçek değerini idrak ve takdir edebilmemiz açısından zarûrî olduğu kanaatimi paylaşmanıza sizleri davet ediyorum. 

Bu makalenin kaleme alınışında aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır:

  1. Kurşun, Zekeriyya. “Kasidecizâdeler: Bir İlmiye Ailesinin Serencamı.” Aşk ile Çalışan Yorulmaz: Ali Akyıldız Armağanı, editör Mehmet Yaşar Ertaş, İlhami Yurdakul, ve Ömerül Faruk Bölükbaşı, 1. Cilt, Timaş Yayınları, 2024, pp. 366–89.
  2. İrtem, Süleyman Kâni. Akşam Gazetesi: 25 Şubat 1936 — Müteferrika No. 645, s. 10,; 1 Mart 1936 — Müteferrika No. 648, s. 8, ; 14 Mart 1936 — Müteferrika No. 654, s. 10; 
  3. Holo Paşa, Ahmet İzzet. Abdülhamid’in Kara Kutusu: Arap İzzet Holo Paşa’nın Günlükleri. Compiled by Ahmet Semih Mümtaz, prepared by İbrahim Küreli, 1. Cilt, s. 208-11, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019.
  4. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, “Said Molla’nın Beşinci Mektubu”;
  5. “İstanbul’da Tevkifat”, Sancak, 9 Kanun-ı Evvel 1899.

Some images used on this blog are sourced from the internet and are assumed to be in the public domain. We make every effort to ensure proper attribution, but if you are the owner of an image and believe it has been used without proper permission, please contact us so we can give proper credit or remove the image as requested.

Share this:

  • Share on Facebook (Opens in new window) Facebook
  • Share on X (Opens in new window) X

Filed Under: Articles by Members of the Young Ottoman Scholars Society

Reader Interactions

Leave a Reply Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Footer

Connect with me on social media

  • Facebook
  • Goodreads
  • Instagram
  • Pinterest
  • Twitter

Privacy Policy

Cookie Policy

© Copyright Ayşe Osmanoğlu. All rights reserved.

Alliance of Independent Authors
A farewell to imperial istanbul

Thank you for visiting my site.

I hope you found the blogs interesting and have enjoyed learning a little more about Sultan Murad V and his family. Perhaps you may even be tempted to read one of the books in the Ottoman Dynasty Chronicles Series!

Some images used on this blog are sourced from the internet and are assumed to be in the public domain. We make every effort to ensure proper attribution, but if you are the owner of an image and believe it has been used without proper permission, please contact us so we can give proper credit or remove the image as requested.

Copyright © 2026 · Author Pro on Genesis Framework · WordPress · Log in

I use cookies to give you the best experience on my website. If you continue to use this site, I assume you consent to the use of ALL the cookies. Read More
.
Cookie settingsACCEPTREJECT
Cookie Policy

Privacy Overview

This website uses cookies to improve your experience while you navigate through the website. Out of these, the cookies that are categorized as necessary are stored on your browser as they are essential for the working of basic functionalities of the website. We also use third-party cookies that help us analyze and understand how you use this website. These cookies will be stored in your browser only with your consent. You also have the option to opt-out of these cookies. But opting out of some of these cookies may affect your browsing experience.
Necessary
Always Enabled
Necessary cookies are absolutely essential for the website to function properly. These cookies ensure basic functionalities and security features of the website, anonymously.
CookieDurationDescription
cookielawinfo-checbox-analytics11 monthsThis cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Analytics".
cookielawinfo-checbox-functional11 monthsThe cookie is set by GDPR cookie consent to record the user consent for the cookies in the category "Functional".
cookielawinfo-checbox-others11 monthsThis cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Other.
cookielawinfo-checkbox-necessary11 monthsThis cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookies is used to store the user consent for the cookies in the category "Necessary".
cookielawinfo-checkbox-performance11 monthsThis cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Performance".
viewed_cookie_policy11 monthsThe cookie is set by the GDPR Cookie Consent plugin and is used to store whether or not user has consented to the use of cookies. It does not store any personal data.
Functional
Functional cookies help to perform certain functionalities like sharing the content of the website on social media platforms, collect feedbacks, and other third-party features.
Performance
Performance cookies are used to understand and analyze the key performance indexes of the website which helps in delivering a better user experience for the visitors.
Analytics
Analytical cookies are used to understand how visitors interact with the website. These cookies help provide information on metrics the number of visitors, bounce rate, traffic source, etc.
Advertisement
Advertisement cookies are used to provide visitors with relevant ads and marketing campaigns. These cookies track visitors across websites and collect information to provide customized ads.
Others
Other uncategorized cookies are those that are being analyzed and have not been classified into a category as yet.
Cookie Policy
SAVE & ACCEPT